• Agresif
  • Aptal
  • Arsız
  • Aşık
  • Bezgin
  • Bilgin
  • Cesaretli
  • Çılgın
  • Endişeli
  • Geveze
  • Kagılı
  • Kederli
  • Kimsesiz
  • Korkulu
  • Küstah
  • Kızgın
  • Melek Gibi
  • Mesgul
  • Mutlu
  • Neseli
  • Niteliksiz
  • Olgun
  • Sarhoş
  • Sarsıntılı
  • Savurgan
  • Sert
  • Sinsi
  • Soğuk
  • Stresli
  • Suratsız
  • Sıcak
  • Tembel
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • İsrarcı
  • Zararsız
  • Öylesine
  • Şaşkın
  • Şeytani
  • Şüpheli
    1. #1
      CRYPTEX7Z - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

      CRYPTEX7Z
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      Mesgul
      Üyelik tarihi
      08.06.2010
      Mesajlar
      680
      Takımı

      Standart ABD'nin vergi ödediği tek ülke : Osmanlı İmparatorluğu

      Osmanlı'nın 1795 yılında ABD'nin kendi teknelerine dokunmaması karşılığında Osmanlıya haraç ödediğini biliyor muydunuz?

      Amerikan Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin başlattığı "Avalon Projesi" çerçevesinde yayınlanan tarihi anlaşma metni bir çok yönüyle ilginç ayrıntıları da gözler önüne seriyor.

      Akdeniz'deki Osmanlı Korsan Gemileri'nin saldırılarına maruz kalan Amerika Birleşik Devletleri gemilerini üst üste kaybetmeye başlayınca Osmanlı Devleti ile 22 maddeden oluşan bir anlaşma yaparak bütün Akdeniz'deki faaliyetleri için Osmanlı'ya vergi ödemeye başladı. Ayrıca Cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için de 642.500 dolar "Haraç" ödedi. 5 Eylül 1795 yılında imzalanan ve dili Türkçe olan Dostluk ve Barış Anlaşması'na göre Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ilk kez bir devlet tarafından haraca bağlanmış oldu. Türk Dili'nde hazırlanan anlaşma aynı zamanda ABD tarihinde imzalanmış bir kaç yabancı dilli anlaşmadan biri olma özelliği taşıyor.

      İsim:  osmanli_gemi.jpg
Görüntüleme: 35
Büyüklük:  23.8 KB (Kilobyte)

      Tarihte, Osmanlı Devletine bağlı Kuzey Afrika korsanları ile yeni kurulan ABD arasında Akdeniz ve Atlas Okyanusunda süren deniz savaşları hakkındaki belgeler Arşivlerden çıkmaya başladı. Bu belgeler incelendiğinde ABD’nin 1796 yılında imzalana Trablus Anlaşmasına göre Türk korsanlarına yılda 12.000 altın fidye (haraç) ödemesi kararı alındı.

      Fransa, Akdeniz'deki ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak için Osmanlı'ya yıllık 200.000 İspanyol doları vergi ödemekteydi. Bu miktar İngiltere için de yıllık 280.000 İspanyol doları olarak belirlenmişti. Ancak o yıllarda Amerika'nın Osmanlı Devleti ile imzaladığı bir dostluk anlaşması yoktu. İşte bu yüzden Osmanlı Korsan Gemileri bu sularda dolaşan Amerikan gemilerine saldırmaya ve mürettebatını esir etmeye başladılar.

      1783 yılında, Avrupa standartlarına göre mütevazı da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başladı. 25 Temmuz 1785'te, Atlas Okyanusu'nda Cadiz açıklarında, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi. Bu gemi, Boston limanına bağlı, Kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Maria idi. Arkasından, Philadelphia limanına bağlı, Kaptan O'Brien'in Dauphin'i de aynı akibete uğradı. 1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlıların eline geçti. Amerikan Kongresi, 27 Mart 1794 yılında, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için, Başkan George Washington'a 700.000 altına yakın harcama yetkisi verdi.

      5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul etti. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlas Okyanusu'nda, gerekse Akdeniz'de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, Amerika Birleşik Devletleri adına Joseph Donaldson ve Osmanlı İmparatorluğu adına Cezayir Beylerbeyi Cezayirli Hasan Paşa nam-ı diğer Hasan Dayı imza koydular. Bu, ABD'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşması olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini kabul eden tek ABD belgesidir. ABD, 22 maddelik bu antlaşmaya 1818 yılına kadar bağlı kalıp vergi ödemiştir.

      İsim:  Hasan_Pasa.jpg
Görüntüleme: 35
Büyüklük:  134.0 KB (Kilobyte)
      İsim:  osmanli_abd_anlasmasi.jpg
Görüntüleme: 35
Büyüklük:  78.1 KB (Kilobyte)
      Anlaşma fermanları karşılıklı olarak halen İstanbul'daki Deniz Müzesinde ve Washington müzesinde bulunuyor

      Anlaşma’nın en ilginç ve hala da tartışılan 11. Maddesi çok dikkat çekicidir: “ABD yönetimi hiçbir anlamda Hıristiyan dini üzerine kurulmuş olmadığından – ki hükümet kendi içinde hiçbir şekilde Müslüman kanunlarına, dinine ve düzenine düşmanlık beslemez – ve adı geçen Devletler hiçbir zaman bir İslam devleti ile bir savaş ve husumet halinde bulunmadıklarından, ilân ederler ki dinî görüşler hiçbir zaman iki ülke arasında hüküm süren uyumun bozulmasına meydan vermeyecektir.”

      Amerika ve Trablusgarp Beylerleyliği 7 Mart 1796 yılında Osmanlı ile Amerika arasında imzalanan Dostluk ve Barış Anlaşmasına rağmen yer yer karşılıklı çatışmaya ve birbirlerinden gemi ve esir ele geçirmeye devam ettiler. Gözü kara bir Paşa olan Trablusgarp Beylerbeyi Yusuf Paşa ülkedeki Amerikan temsilcisini yanına çağırtarak elini öptürüp, yıllık haraç miktarını 225 bin dolara çıkardığını ilan etti. Ayrıca çeşitli mallardan oluşan 25 bin dolarlık bir miktarın da buna eklenmesini istedi. Yusuf Paşa ne kadar kararlı olduğunu göstermek için de Amerikan konsolosunun gözü önünde gemisinin bayrak direğini kestirdi. ABD Başkanı Thomas Jefferson'ın emriyle 4 savaş gemisiyle Trablus sahillerine giden Com. Dole, tehlikelerle dolu 1200 km uzunluğundaki sahilin gözünü korkutması üzerine savaşmaya cesaret edemeyerek ülkesine geri döndü. Bir yıl sonra, Mayıs 1802’de bu defa 6 gemiyle Trablus Limanı açıklarına demirleyen Amerikan Filosu bir Trablus gemisini batırıp sahili de bombaladı.

      İsim:  osmanli_abdli.JPG
Görüntüleme: 35
Büyüklük:  42.2 KB (Kilobyte)

      Aynı yıl Amerikalı Albay Bainbridge, Trablus’u kuşatmak için harekete geçti ise de kendini Yusuf Paşa tarafından kuşatılmış bulunca Philadelphia Savaş Gemisi -içindeki 307 Amerikalı subay ve erden oluşan mürettebatıyla birlikte- ele geçirildi. İki yıl Türk Bayrağı'nın şanlı bir şekilde dalgalandığı Amerikan Gemisi, Stephen Decatur'un -bir Türk teknesini ele geçirdikten sonra Osmanlı Askeri süsü verdiği- 74 gönüllüsüyle birlikte Trablus Limanı'na gizlice yanaşması sonucu 15 Şubat 1804’te ateşe verilerek yakıldı.

      Philadelphia Gemisi'ni Trablus Limanı'nda yakan 25 yaşındaki Stephen Decatur, gösterdiği bu başarı sonrası Albaylığa atanarak ABD Deniz Kuvvetleri’nin en genç yaşta kaptanlığa yükselen Deniz Albayı ünvanını elde etti. Ünlü İngiliz Amirali Nelson Amerikan Denizcilik Tarihi'nde önemli bir yer tutan bu olayı duyunca bunu "Çağın En Cesur Eylemi" olarak ilan etti.

      Osmanlı deniz akıncıları ise her fırsatta Akdeniz’deki Amerikan gemilerine denizleri dar etmeye devam ettiler. Yaman bir kahraman olan Yusuf Paşa ise Amerika ile karşılıklı inatlaşmaya devam etti ve esir edilen Amerikan askerlerini değiş-tokuş etmeye de yanaşmadı. Bunun üzerine 3 Eylül 1804’de harekete geçerek Trablus Limanı'nı hedef seçen bir "Amerikan İntihar Gemisi" açılan ateş sonucu amacını gerçekleştiremeden patlatılarak batırıldı.

      Amerika Birleşik Devletleri Osmanlı'nın "Garp Ocakları"na ödediği yıllık vergisini 1824 yılına kadar ödemeye devam etti.

    2. #2
      CITIZEN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

      DRNTYF Ana Muhalefet Lideri
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Nerden
      İstanbul
      Üyelik tarihi
      29.05.2011
      Mesajlar
      1.408
      Takımı

      Standart

      Zamanında ne koymuşuz be arkadaş ya.
      CRYPTEX7Z Bunu beğendi.


    3. #3
      Karahalteri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

      Kayıtlı Üye
      Durum
      Çevrimiçi
      Ruh Hali
      Neseli
      Nerden
      Forum Emniyeti
      Favori Müziğiniz
      Esat kabaklidan gez oglum
      Favori Aktörünüz
      Necati Şaşmaz
      Üyelik tarihi
      18.09.2015
      Mesajlar
      500
      Takımı

      Standart

      Nasıl koyduysak acısı hala devam ediyor
      CRYPTEX7Z Bunu beğendi.
      Ekrem Abi ( 43 ) Tek suçu kumarda şanslı olmasıydı...

    4. #4
      Don Quixote Rosinante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

      Kayıtlı Üye
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Üyelik tarihi
      10.11.2015
      Mesajlar
      267

      Standart

      Konu hakkında yıllar evvel yazılmış bir yazı.


      size belki masal yahut hayal mahsulü gibi gelebilir ama askerlerimizi gözaltına almaya kalkan amerika birleşik devletleri, bir zamanlar bize vergi öderdi!

      amerika, üçüncü selim'in tahtta bulunduğu 1790'lı yıllarda ticari gemilerinin akdeniz'de dolaşabilmesi için o devirlerde birer türk eyaleti olan cezayir, trablusgarb ve tunus'un idarecileriyle ayrı ayrı anlaşmalar imzalamış ve yıllık verginin yanısıra bu eyaletlerde esir bulunan denizcilerini kurtarabilmek için, sadece cezayir'e 642 bin 500 dolar ‘‘hara璒 vermişti.

      süleymaniye'de gözaltına almaya kalkıştığı askerlerimize turuncu tulumlar giydirip ellerini bağladıktan sonra başlarına torbalar geçirip götüren amerika, bir zamanlar vergi mükellefimizdi. üstelik bize sadece vergi vermekle de kalmaz, resmen 'haraç' bile öderdi.

      işte, şimdi sizlere masal yahut hayal gibi gelebilecek olan bu hadisenin ayrıntıları:

      18. yüzyılın sonlarına kadar, bağımsız bir sultanlık olan fas dışında kuzey afrika'nın tamamı, türk hakimiyeti altındaydı. mısır, imparatorluğun tabii bir parçasıydı ve o zamanlarda 'garp ocakları' denilen kuzey afrika'daki topraklarımızda tunus, cezayir ve trablusgarb eyaletleri teşkil edilmişti. istanbul gerçi fas'ı da kendi toprağı olarak görüyor ve káğıt üzerinde de kalsa bir eyalet kabul ediyordu ama bu hakimiyet konusu tartışmalıydı. fas'ın başında bir 'sultan' vardı ve o devirde 'magrib' denilen fas, bağımsız gibiydi.

      osmanlı, 'garp ocakları'ndaki iktidarını bu topraklara anadolu'dan, özellikle de ege tarafından sevkettiği askerler ve levendler sayesinde devam ettirirdi. idari güç, bölgenin en sözü geçen kişisi olan ve 'dayı' unvanını taşıyan yöneticilerin elindeydi.

      garp ocakları'nın içişlerinde teferruata girmek istemeyen istanbul, buralarda 'divan'lar kurmuştu. divana memleketin ileri gelenleri katılır, aralarından birini reis seçerler, 'dayı' unvanını alan bu reis kendi adamlarını tayin eder, bir çeşit hükümet kurar ve eyaletin hákimi kabul edilirdi. her eyalette gerçi istanbul'dan gönderilmiş birer 'vali' de vardı ama valiler işlere pek karışmazlar, padişahı temsil etmekle yetinir, konaklarında oturur ve 'dayı'nın kararlarını tasdik ederlerdi.

      yerli halk kendi halinde yaşar ama siláhlı güçler ve özellikle de denizciler, geçimlerini akdeniz'de korsanlıkla sağlarlardı. korsanların istanbul ile ticaret ve türk denizlerinde dolaşma anlaşması yapmış olan memleketlerin bayrağını taşıyan gemilere saldırması yasak, ama diğer gemileri yağmalaması serbestti.

      işte, amerika'nın bir zamanlar bize vergi ve haraç vermesini bu korsanlarla 'dayı'lardan biri, cezayir dayısı olan hasan paşa sağlamıştı.

      1776'ya kadar ingiliz sömürgesi olan amerika bağımsızlık savaşını kazanmış ve mücadelenin lideri george washington, yeni devletin ilk başkanı seçilmişti.

      amerika artık diğer kıt'alara açılmak, ticaret ve deniz yollarında faaliyet göstermek zorundaydı. kongre'nin bu maksatla görevlendirdiği kişiler, akdeniz'deki ilk anlaşmayı 1786 temmuz'unda fas ile imzaladılar. fas sultanı, amerika ile dost olduğunu duyuruyor ve amerikan gemilerinin fas limanlarını kullanmalarına izin veriyordu.

      osmanlı devleti ile henüz benzer bir anlaşma yapılmamış olmasına rağmen, amerikan ticaret gemileri akdeniz'de seyretmeye başlamışlardı. cezayirli korsanlar, 1785'ten itibaren rastladıkları amerikan gemilerine el koydular, mallarını yağmaladılar ve denizcileri de esir olarak cezayir'e götürdüler.

      başkan george washington, kuzey afrika'da yaşanan bu hadiselerden kongre'yi haberdar etti ve 1795'te joseph donaldson başkanlığındaki bir amerikan heyeti görüşmeler yapıp anlaşmaya varmak üzere cezayir'e gitti.

      joseph donaldson ile cezayir dayısı hasan paşa, 5 eylül 1795 günü cezayir'de bir 'dostluk ve barış anlaşması' imzaladılar. metin türkçe olarak kaleme alınmıştı ve daha önce fas ile imzalanan ve arapça olarak kaleme alınan 1786'daki anlaşmadan sonra, amerikan tarihinin ingilizce olmayan ikinci metniydi.

      cezayir anlaşması'na göre amerika, cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için dayı'ya 642 bin 500 dolar 'haraç' ödeyecek ve her sene 12 bin cezayir altını eden 21 bin 600 dolar vergi verecekti. amerikan kongresi, anlaşmayı 1796'nın 7 mart'ında onaylayınca, metin yürürlüğe girdi. kongre, böylelikle osmanlı devleti'ne resmen vergi mükellefi oluyordu.

      amerika, 1796'nın 4 kasım'ında trablusgarb'ın, 1797'nin 28 ağustos'unda da tunus'un dayıları ve beyleri ile anlaşmalar imzaladı. trablusgarb ile varılan anlaşma uyarınca amerikan tarafı trablusgarb bey'i yusuf paşa ile 'divan'ına amerikalı esirlerin iade edilmeleri karşılığında 40 bin ispanyol doları ödüyor, trablusgarb'ın ileri gelenlerine altın ve gümüş saatler, elmas yüzükler ve pahalı kumaşlardan yapılmış kaftanlar vermeyi taahhüd ediyordu.

      yine türkçe olan bu anlaşmanın ilginç taraflarından biri, besmeleyle başlayan metnin hemen girişinde 'bu belge dünyanın hákimi, denizlerin ve karaların hükümdarı, kralların efendisi, sultanlar sultanı, imparatorlar imparatoru, sultan mustafa han'ın oğlu sultan selim han'ın dikkatli nazarları altında imzalanmıştır. allah, o'nun hükmünü daimi kılsın' şeklindeki ifadelerin yeralmasıydı ve bu ifadeler, metni türk tarafının dikte ettirdiğini göstermekteydi.

      amerika, 'garp ocakları'na vergisini 19. asrın ilk çeyreğine kadar ödemeye devam etti ama bu mükellefiyetten daha sonra güç kullanarak kurtuldu. trablusgarb paşası'nın 1801'de kendi başına amerika'ya savaş ilán etmesi üzerine bir amerikan donanması limanları bombaladı, sahile asker çıkardı. aynı gelişmeler daha sonra cezayir'de ve tunus'ta da yaşandı. 1824'e gelindiğinde, amerika, eyaletlerinmize vergi ödeme yükümlülüğünden artık tamamen kurtulmuştu!

      amerika ile osmanlı eyaletleri arasında imzalanan bu metinler, amerikan diplomasi tarihinde 'barbary treaties' yani 'barbary anlaşmaları' olarak geçer. 'barbary' kelimesi, aslı 'barbarosa' olan ve 'kırmızı sakal' anlamına gelen 'barbaros'un kısaltılmışıdır, yani gerisinde barbaros hayreddin paşa'nın hatırası vardır ama bir görüşe göre de kuzey afrika'nın yerli halkı olan 'berberiler'den kaynaklanır.

      bu anlaşmaların metinleri, yale üniversitesi hukuk fakültesi'nin başlattığı 'avalon projesi' çerçevesinde yayınlandı ve bir kısmı da dicle üniversitesi hukuk fakültesi doçentlerinden hasan tahsin fendoğlu'nun 'modernleşme bağlamında osmanlı-amerika ilişkileri' isimli kitabında yeraldı.

      amerika ile türkiye arasındaki ilişkiler, amerika'nın bir zamanlar sadece vergi değil, üstelik 'haraç' mükellefimiz olmasıyla, işte böyle başlamıştı.
      (kaynak: 20 temmuz 2003, hurriyet gazetesi, murat bardakci)

    Konu Bilgileri

    Users Browsing this Thread

    Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

    Yetkileriniz

    • Konu Acma Yetkiniz Yok
    • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
    • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
    • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
    •  

    Giriş