• Agresif
  • Aptal
  • Arsız
  • Aşık
  • Bezgin
  • Bilgin
  • Cesaretli
  • Çılgın
  • Endişeli
  • Geveze
  • Kagılı
  • Kederli
  • Kimsesiz
  • Korkulu
  • Küstah
  • Kızgın
  • Melek Gibi
  • Mesgul
  • Mutlu
  • Neseli
  • Niteliksiz
  • Olgun
  • Sarhoş
  • Sarsıntılı
  • Savurgan
  • Sert
  • Sinsi
  • Soğuk
  • Stresli
  • Suratsız
  • Sıcak
  • Tembel
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • İsrarcı
  • Zararsız
  • Öylesine
  • Şaşkın
  • Şeytani
  • Şüpheli
    1. #1


      Müfettiş Richard Kane
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Nerden
      İstanbul
      Üyelik tarihi
      04.02.2013
      Mesajlar
      587

      Standart "Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız"

      İsim:  William-Ewart-Gladstone.jpg
Görüntüleme: 39
Büyüklük:  14.6 KB (Kilobyte)

      İsim:  05_03_2004_a.jpg
Görüntüleme: 44
Büyüklük:  10.5 KB (Kilobyte)

      Yukarıdaki sözler Büyük (!) Britanya'nın eski Sömürge Bakanı (!) ve Küstah Başbakanı William Ewart Gladstone'a aittir.

      Gladstone, “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” mealindeki sözlerin sahibi olup, bu sözleri Büyük Britanya İmparatorluğu'nun Sömürgeler Bakanı olduğu sıralarda Avam Kamarasında sarf etmiştir.

      Bir görüşe göre de Victorya dönemi Başbakanı Gladstone, Avâm Kamerasında yaptığı bir konuşmada, Müslümanlara ve Türklere yönelik en sert ifadelerini şöyle kullanmıştır. Bir ara Kur’an-ı Kerimi kasdederek... ''As long as there were followers of this accursed book, Europe would know no “Bu lanet kitabın takipçileri oldukça Avrupa’ya barış gelmeyecektir'' diyecek kadar haddini aşmıştır. Sevinerek ifade edelim ki, Gladstone’un evinin yanında North Wales’de kendi inşa ettiği bir kütüphâne, devamlı Kur’an okunan ve Kur’an tefsirleri mütalaa edilen bir İslâmi Eserler Okuma Salonu haline gelmiştir. Torunları Christopher Parish ve Profesör Richard Aldous onun Kur’an karşıtı görüşlerini tenkit eder hale gelmiştir....

      İskoç asıllı olan Gladstone, zengin bir ailenin çocuğu olarak 1809 yılında Liverpool’da doğdu. Babası bir köle tüccarı olan Fasque Baronu Sir John Gladstone, annesiyse Anne macKenzie Robertson idi. Gladstone ailesi İskoç kökenli Presbiteryen Kilisesine mensuptular.

      William Ewart Gladstone, Eton Koleji’ni bitirdikten sonra Oxford Üniversitesinde okudu. Çok genç yaşta parlamentoya girdi.Siyasi hayatına Muhafazakârların yanında yer alarak başladı. Kendi partisinin iktidarında önce Ticaret, ardından da Sömürgeler Bakanı oldu.

      Gladstone, bir süre sonra Muhafazakârlardan ayrılarak Liberal Partiye katıldı ve 1852 yılında başlayan ve 1866 yılına kadar devam eden uzun bir süre boyunca Maliye Bakanlığı yaptı. Liberal Partiye katıldıktan sonra Muhafazakârlarla aralarında yıllarca süren bir çekişmenin içine girdi. Bu görevi sırasında bazı önemli değişiklikler yaptı. Vergilerde indirime gitti. Devletin, bireylerin üzerindeki etkisini azami ölçüde azaltmak ve daha özgür hareket imkânı tanımak maksadıyla reformların yapılması gerektiğini savundu. Söz konusu reform isteği daha sonra iktidara gelen Muhafazakârlar tarafından da destek buldu ve uygulandı.

      1864 yılında Avam Kamarasında yer alan Liberallerin başına geçen Gladstone, 1868 yılında da başbakan oldu. Altı yıl süren başbakanlığından sonra, Muhafazakârlar iktidara gelince, başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. 1875 yılında parti yönetiminden ayrıldıysa da, bir yıl gibi kısa bir süre sonra tekrar siyasete dönerek partisinin başına geçti. Özellikle Muhafazakârların Yakındoğu politikasının sert eleştirilere uğraması ve pasiflikle itham edilmeleri Gladstone’un işine yaradı. Bulgaristan meselesinde, Osmanlı Devletinden yana tavır takınan Muhafazakârları sert şekilde eleştirdi.

      Bir süre iktidardan uzak kalan Liberallerin 1880 seçimlerinden zaferle çıkmaları, Gladstone’a tekrar başbakan olma fırsatını verdi. Seçimlerin ardından ikinci kez başbakan oldu ve 1885 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Bu tarihten itibaren, İngiliz siyasetinde önemli değişikler meydana geldi. Özellikle Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde çok önemli gelişmeler yaşandı.

      İngiltere, Rusların yayılmasına paralel olarak, kendi menfaatlerini açısından da uygun düşmesinden ötürü, özellikle 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünün korunmasından yana bir politika izledi. Uluslararası anlaşmazlıklarda, bahusus Osmanlı-Rus mücadelelerinde bu politikayı yüz yıl boyunca devam ettirdi. Bu durum Gladstone’un 1880 yılında başbakanlığa gelişine kadar devam etti. Yeni başbakan bu siyaseti terk ederek, Osmanlı Devletinin topraklarının parçalanması ve özellikle Ermeni devleti kurulması yönünde ciddi faaliyetlerde bulundu.

      Gladstone, Ermeni devletinin kurulmasıyla Ruslara karşı bir tampon bölgenin oluşturulacağını ve bu şekilde Rusların güneye inmesinin engelleneceğini savundu. Böylece Ermenistan, Ruslara karşı İngilizlerin ileri bir karakolu durumuna gelecekti. Bu amaçla, Doğu Anadolu’dan Ermenistan diye söz edildiği ve uzak köşelere kadar İngiliz Konsolosluklarının kurulduğu görüldü. Protestan misyonerlerin bölgedeki sayıları arttırıldı. Ayrıca, Londra’da bir İngiliz-Ermeni komitesi teşkil edildi. İngilizlerin faaliyetlerini takip eden Fransız Büyükelçisi Paul Cambon; Ermenilerin örgütlenerek disiplin altına alındıklarını, propagandacıların Londra’dan yönlendirildiklerini, “Millet-i Sadıka” olarak bilinen Ermenilerin tahrik edildiklerini, 1894 yılında Paris’e gönderdiği raporunda belirtmektedir.

      Gladstone’un izlediği politikaya paralel olarak, İngiliz kamuoyunda da Osmanlılara karşı büyük bir kampanyanın başladığı dikkati çekmektedir. Özellikle kamuoyunu Osmanlı aleyhine yönlendirmek gayesiyle, ülkemizde meydana gelen olaylar abartılarak, azınlıkların ve Osmanlı egemenliği altında yaşayan milletlerin zulme uğradığı şeklinde aktarıldı. 1897 yılında yapılan Osmanlı-Yunan Savaşı, “Türk barbarlığı”, “Türk vahşeti” vb. başlıklarla basında yer aldı. Diğer taraftan, Gladstone’un, “Türkler Asya'nın içlerine geri sürülmelidir” şeklindeki ifadeleri de yapılan düşmanlığa önemli bir örnek teşkil etmektedir.

      Gladstone’un bu yaklaşımı ve izlenen politikalardan, İslam dini ve Müslümanlara karşı olan düşmanlıkları da önemli ölçüde etkili oldu. Büyük bir sömürge imparatorluğu kuran İngilizlerin bu sömürgeleri ellerinde tutabilmek için başvurdukları önemli yollardan bir tanesi Müslümanlar arasındaki bağları zayıflatmak, özellikle Osmanlılar ve birbirleriyle olan ilişkilerini bozmayı siyasetlerinin önemli bir temel taşı olarak gördüler. Ayrıca, dini hassasiyetlerini zayıflatmak ve bu yolla din kardeşliği bağını zayıflatmayı hedeflediler. Henüz Sömürgeler bakanı iken Gladstone’un sarf ettiği sözler bu açıdan dikkat çekicidir:“Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” dediği, İngiliz Avam Kamarasındaki konuşmasıyla, İngiliz politikasını ve izlenmesi gereken siyaseti dile getirmiştir.

      Gladstone, 1880 yılında başladığı başbakanlık görevini beş yıl sürdürdü. Daha sonra iki kez daha, 1886 ve 1892 yıllarında başbakan oldu. Dördüncü kez yaptığı başbakanlık görevinden 1894 yılında istifa etti. Uygulamak istediği bazı kararlarının Lordlar Kamarası tarafından reddedilmesinden dolayı bu kararı aldı.

      Osmanlı kamuoyu tarafından dikkatle izlenen Gladstone, başbakanlığa her gelişinde, Osmanlı devlet adamlarının endişelenmesine sebep oldu. Çünkü, onun düşmanca davranışları ve uyguladığı siyaset büyük rahatsızlıklara sebep olmakta ve Bab-ı ali’de, her gelişi en büyük felaket haberi olarak karşılanmaktaydı. 1894 yılında başbakanlıktan istifa ettikten sonra dört yıl daha yaşayan Gladstone, 1898 yılında Hawarden’de öldü.

      Çeyrek yüzyıldan fazla İngiltere siyasal yaşamının merkezi olan Hawarden Malikanesi’ne 19 Mayıs 1898 tarihinde hüzünlü bir hava hakim olmuştu. İngiltere’de dört dönem başbakanlık yapan, yalnızca İngiltere’nin değil, Avrupa ve Asya’nın kaderini ellerinde tutan, sevenlerinin ifadesiyle İngiltere’nin taçsız kralı “Muhteşem Yaşlı Adam” William Ewart Gladstone, Hawarden Malikanesi’nde hayatını kaybetmişti. Ülkede bulunan taraftarlarına göre Gladstone, derin Hıristiyan inancını toplumsal hayatına dahil eden ve politik görüşlerini ahlaki değerlerle bütünleyen muhteşem bir liderdi. Muhaliflerine göre ise o; kendisini üstün gören bir hilekar, bencil hesaplarını yüksek ahlaki değerler iddialarının arkasına saklayan bir insan, tutarsız ve çift kişilikli bir ruh hastasıydı. Hiç çekinmeden Londra gecelerinde hayat kadınlarıyla dolaşması ve bu ilişkilerini “kurtarma işi” olarak adlandırması, tutarsızlığının ve ruhsal dengesizliğinin bir kanıtı olarak gösteriliyordu.

      19. yüzyılda İngiltere’de devlet adamlarına resmî tören yapılması geleneği yoktu. İlk kez Lord Palmerston için çok sıradan denilebilecek bir resmî tören düzenlenmişti. Gladstone’un 28 Mayıs günü yapılan defin merasimiyse muhteşemliği ve organizasyonun göz kamaştırıcılığı açısından bir ilkti. Westminster’deki bu cenaze merasimi, Gladstone’un sağlığında yaptığı toplantılardaki mahşerî kalabalığı aratmayacak bir katılımcıyla gerçekleşmişti. Avrupa ve Asya’nın kaderini ellerinde tutan bu adamın sağlığında olduğu gibi ölümü ve cenaze merasimi de Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezinde en ince ayrıntısına kadar takip ediliyordu. Ölümü Londra Büyükelçiliği’nden Sultan II. Abdülhamid’e acil kaydıyla bildirilmiş, cenazesine temsilci gönderilip gönderilmeyeceği sorulmuştu. Sultan II. Abdülhamid, iki ülke ilişkilerindeki hassas dengelere ve diplomasi kurallarına aykırı olmasına rağmen bu cenazeye Osmanlı temsilcilerinin kesinlikle katılmamasını emretmişti.

      Sultan II. Abdülhamid’i böyle bir tavra yönlendiren birçok sebep vardı. Her şeyden önce William Ewart Gladstone, bütün politik yaşantısını “Kuran-ı Kerim’in yok edilmesine” ve Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına adamıştı. O, 19. yüzyılın “Haçlı Savaşçısı”ydı ve politika onun için Haçlı Seferleri’nin yalnızca başka bir boyutu olmuştu. Gladstone, hükümete katıldıktan sonra takip ettiği bütün politikalarını Hıristiyan-Müslüman çatışması zeminine oturtmuştu. Kırım Savaşı’nda İngiltere’nin geleneksel politikasına karşı çıkarak, Hıristiyan bir ülke olan Rusya’ya karşı Müslüman bir ülkenin desteklenemeyeceği tezini savunmuş, Maliye Bakanı olarak hazırladığı bütçe devlet gelirlerini azalttığı için İngiliz hükümeti savaşa girmekte geç kalmıştı. Diğer taraftan Eflak ve Boğdan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmasında yine onun etkisi vardı. Bulgar bağımsızlığının arkasında, Mısır’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılmasında, Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmelerinde, Afganistan’da, Sudan’da ve Ermeni milliyetçilik hareketlerinin gelişiminde yine onun ismi en önlerdeydi. Kendisinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaya yönelik politikaları takip ve organize eden James Bryce ve Francis Stevenson gibi politikacıların öğretmeni o olmuştu. Takip ettiği politikalarla İngiltere’nin geleneksel dış siyasetini tamamen değiştirmiş, başlattığı büyük kampanyalarla Türklerin Balkanlar’dan atılmalarına zemin hazırlamıştı. Osmanlı Devleti’nin 1877-1878 Rus Savaşı’na girmesinin ve bunun sonucunda yaşanan felaketlerin yolunu yine o açmıştı. 1875 yılında Bosna-Hersek’te başlayıp Bulgaristan’a sıçrayan ayaklanma olaylarını dünyaya büyük bir katliam olarak takdim ederken, iç politikada da Osmanlı taraftarlarını “katliama hizmet edenler” olarak tanımlamış ve hükümet üzerinde büyük bir kamuoyu baskısı oluşturmuştu. Bu baskı karşısında Başbakan Benjamin Disraeli, Osmanlı İmparatorluğu’nu destekleme politikasını bırakmak zorunda kalmıştı. Bu değişim Rusya’yı harekete geçirmiş ve Osmanlı Devleti için 93 Harbi bir felaket olarak ortaya çıkmıştı. Bu gelişmelerden dolayı Türk-İngiliz ilişkileri, William Ewart Gladstone öncesi ve sonrası olarak şekillenmişti. Sultan II. Abdülhamid’in, Gladstone’un cenazesine temsilci gönderilmesini istememesinin sebepleri işte bunlardı. William Ewart Gladstone, Türk-İngiliz ilişkilerinin kaderini belirleyen isim olmuştu. Onun Yakındoğu coğrafyasındaki politikalarını anlamadan 19. yüzyıl siyasi tarihi ve sömürgecilik tarihini yazmak mümkün değildir. Özellikle Osmanlı Devleti ve İngiltere açısından politik etkisinin ne denli büyük olduğunu görmek için Türk-İngiliz ilişkilerinin seyrini takip etmek gerekir.

      Kaynak: Çeşitli kaynaklardan derlenmiştir.
      Ekli Resimler Ekli Resimler    
      Konu Donald J. Trump tarafından (25.09.2016 Saat 03:02 ) değiştirilmiştir.

    2. #2


      Yasaklı Üye
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Üyelik tarihi
      28.06.2015
      Mesajlar
      94

      Standart

      eline sağlık kardeşim. eee Luciferin kuru gürültüsünü dinleyenler Allahın hitabına düşman olmuş. şaşırmadık
      Donald J. Trump Bunu beğendi.

    3. #3


      DRNTYF Ana Muhalefet Lideri
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Nerden
      İstanbul
      Üyelik tarihi
      29.05.2011
      Mesajlar
      1.527
      Takımı

      Standart

      Yarın okuyacağım, eline emeğine sağlık şimdiden.
      Donald J. Trump Bunu beğendi.

    Konu Bilgileri

    Users Browsing this Thread

    Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

    Yetkileriniz

    • Konu Acma Yetkiniz Yok
    • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
    • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
    • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
    •  

    Giriş