• Agresif
  • Aptal
  • Arsız
  • Aşık
  • Bezgin
  • Bilgin
  • Cesaretli
  • Çılgın
  • Endişeli
  • Geveze
  • Kagılı
  • Kederli
  • Kimsesiz
  • Korkulu
  • Küstah
  • Kızgın
  • Melek Gibi
  • Mesgul
  • Mutlu
  • Neseli
  • Niteliksiz
  • Olgun
  • Sarhoş
  • Sarsıntılı
  • Savurgan
  • Sert
  • Sinsi
  • Soğuk
  • Stresli
  • Suratsız
  • Sıcak
  • Tembel
  • Uyuşuk
  • Yaramaz
  • İsrarcı
  • Zararsız
  • Öylesine
  • Şaşkın
  • Şeytani
  • Şüpheli
    1. #1
      CITIZEN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

      DRNTYF Ana Muhalefet Lideri
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Nerden
      İstanbul
      Üyelik tarihi
      29.05.2011
      Mesajlar
      1.408
      Takımı

      Standart Anadolu Selçuklu Mimarisi Özellikleri ve Eserleri

      Selçuklu mimarisiyle, sanatı ve kültürüyle beni Osmanlı'dan daha fazla etkileyen bir medeniyettir. Fakat Osmanlı'nın 600 yıllık hakimiyeti Selçukluları biraz gölgede bırakmıştır. Toplum olarak Selçukluyla da biraz barışık olmalıyız diye düşünüyorum. Orta asya kültürümüzün son etkileri Selçuklularda görülmüştür. Ardından Araplarla etkileşimimizin artması sonucu kendi kültürümüzden iyice uzaklaşmışız. Kendi kültürümüzü unutmayalım. O yüzden şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

      İsim:  300px-Flag_of_Sultanate_of_Rum.svg.png
Görüntüleme: 18
Büyüklük:  8.6 KB (Kilobyte)

      Anadolu Selçuklu sanatı mimarlık alanında 12. yüzyılın ikinci yarısından yaklaşık 1308’e kadar geçen zaman içinde başta cami olmak üzere medrese, şifahane, imaret, zaviye, tekke, türbe, kümbet, han, kervansaray, kale, sur, saray, köşk, hamam, çeşme, köprü vb türlerde pek çok eser vermiştir.

      13. yüzyıl Selçuklu camilerinin büyük bir çoğunluğu, örtü sistemi çok sayıda ayak üzerine oturmuş çok yaygın bir tipin örnekleri ya da bu tipin değişik yorumlara uğramış çeşitlemeleridir. Anadolu Selçuklularından günümüze ulaşan en eski tarihli cami, ilk yapımı 12. yüzyılın ortalarına kadar uzanan, yapımma Sultan Mesut ve Kılıç Arslan dönemlerde başlanıp 1220’de Alaattin Keykubat’ın tamamlattırdığı Konya Alaattin Camisi’dir. İçinde Ahlatlı Hacı Mengüberti adı bir sanatçının çok değerli ahşap minber yazıları vardır. Yapı iki ana bölümden oluşmuştur. Doğuda çok sayıda ayağm taşıdığı düz damlı birinci bölüm, batıda ise Alaattin Keykubat döneminde yapılan zengin çini bezemeli mihrap ve mihrap önü kubbesinin bulunduğu ikinci bölüm yer alır.

      Bir duvarla çevrilen caminin avlusunda yine Selçuklu dönemine ilişkin iki kümbet vardır. Selçuklu mimarlığının altın çağı olarak nitelendirilen I. Alaattin Keykubat döneminin ikinci önemli yapısı, 1223 tarihi Niğde Alaattin Camisi’dır. Bütünüyle kesme taş malzemenin kullanıldığı bu yapı, ana şema olarak mihrap duvarına koşut üç neften oluşur. Mihrap duvarı önündeki yan yana üç bölüm üç kubbelerle, öteki kesimler tonozlarla örtülüdür. Ortada, avlu kavramını yaşatan bir açıklık yer alır. Yapı, Sıddık bin Mahmut ve Gazi bin Mahmut adı iki kardeşin eseridir. Alaattin Keykubat’ın 1224’te yaptırdığı Malatya Ulu Camisi ise bazı bölümleri kesme taş, bazı bölümleri tuğla bir yapı olup daha sonra çeşitli onarımlar görmüştür. Caminin, mihrap önü kubbesi ve arkasındaki revaklı iç avluya açılan eyvanı dışındaki bölümleri tonozlarla örtülüdür ve plan şeması şaşılacak derecede İran’ daki Büyük Selçuklu ulu camilerine benzer. Günümüze ulaşan yazıtlardan, yapıda Malatyalı Yakup bin Ebubekir ve Ûstaz Hüsrev adlı iki mimarın çalıştığı anlaşılmaktadır. Cami, mozaik ve çini bezemeleri açısından da önem taşır.

      Alaattin Keykubat’ın eşi Mahperi Huant Hatun’un 1238’de yaptırdığı Kayseri Huant Külliyesi, cami, medrese, kümbet ve hamamıyla ilk Anadolu Selçuklu külliyesi olarak kabul edilir. Cami, mihrap önü kubbesi, eyvanı, küçük açıklıklı orta nefi gibi belirgin özellikleriyle Malatya’daki Ulu Cami’ ye benzetilir. Külliye’de bulunan çiniler Türk çini sanatının önemli bir aşamasını gösterir. 1249’da Selçuklu devlet adamlarından Ebül Kasım bin Ali el-Tusi’nin yaptırdığı Kayseri Hacı Kılıç Camisi ise orta revaklı avlu çevresinde kaynaşmış medresesi ve çok ayaklı, kıble duvarına dikey beş nefli, mihrap önü kubbeli cami planıyla, cami-medrese birleşmesinin güzel bir örneğidir. Amasya’daki 1237 tarihli Burmak Minare Camisi’ni, mihrap duvarına dik olarak gelişen üç nefli planıyla çok ayaklı cami tipinin bazilika etkileri almış bir uyarlamasıdır. Benzer mimarlık uygulamasına birkaç Selçuklu dönemi camisinde daha rastlanır. 1266 tarihli Amasya Gökmedrese Camisi bu yapıların başında gelir. Amasya Valisi Emir Seyfettin Torumtay’ın yaptırdığı caminin, Divriği Ulu Camisi’ni hatırlatan örtü sistemi, kuzeydeki medrese görevli mekanları ve eyvan türündeki değişik cephe düzeni oldukça ilgi çekicidir. Bu grup içinde incelenen 1281 tarihli Develi Ulu Camisi de beş nefli, mihrap önü kubbeli, orta avlu anlayışına uygun olarak düzenlenmiş önemli yapılardandır. 1256 tarihli Tunceli Malazgirt Elti Hatun Camisi ve ünlü Selçuklu mimarı Kaluyan’ın 1266’ya tarihlenen Bünyan Ulu Camisi aynı uygulamanın öteki önemli örnekleridir.

      İlk yapımı 13. yüzyılın başlarına kadar uzanan ve geçirdiği onarımlarla özgün durumu iyice bozulan Akşehir Ulu Camisi, mihraba dikey nefleri ve mihrap önü kubbesiyle Develi Ulu Camisi’ne yaklaşan plan özellikleri gösterir. Vakıf kayıtlarından, yapıyı Alaattin Keykubat’ın genişletip onarttığı anlaşılmaktadır. 1267’de Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’nin yaptırdığı Sinop Ulu ya da Alaattin Camisi, mihrap duvarına koşut iki nefti ana mekânı ve revaksız avlusuyla Selçuklu camilerinden çok Güneydoğu Anadolu’daki ilk Türk camilerinin plan anlayışına uyan bir yapıdır. Anadolu Selçukluları’nda ana yapı malzemesi olarak taşm kullanıldığı camiler dışında, örtü sistemleri ahşap direklere oturan bir grup yapı daha vardır. Türk mimarlığında Anadolu dışı dönemlerden kalma eski bir geleneği yaşatan bu camilerdeki plan anlayışı, örtü sistemi çok sayıda ayak üzerine oturmuş, taş yapılı camilerden pek fazla değişiklik göstermez. Anadolu’da Selçuklulardan başlayarak 19. yüzyılın sonuna kadar uzun bir gelişme çizgisi sürdüren bu yapıların günümüze ulaşan ilk örnekleri arasında Selçuklu mimarı Kölük bin Abdullah’ın eseri olan bu yapı, başlangıçta çifte minareli bir taçkapıyla dışa açılan ahşap direkli cami olarak yapılmışken 1283’te türbe ve tekkenin eklenmesiyle bir külliyeye dönüştürülmüştür. Caminin özgün biçiminden günümüze yalnızca Anadolu’nun taş, tuğla ve çini bezemeli ilk çifte minareli taçkapısı olan giriş bölümüyle mozaik çini bezemeli mihrabı ulaşabilmiştir.

      İlk biçimi 1272’de aldığı kabul edilen ve 1341’de Karamanoğulları döneminde onarım gören Afyon Ulu Camisi, Selçuklu döneminin ahşap direkli cami grubu içinde yalın, ancak önemli bir örnek sayılır. Mihrap duvarına dikey dokuz nefte, sayıları kırka varan kubbemsi başlıklı ağaç direk kullanılmıştır. Kullanılan ahşap malzemenin bir başka özelliği ise yer yer kalem işi bezemelerle renklendirilmiş olmasıdır.

      13. yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılan Sivrihisar Ulu Camisi ise, mihrap duvarına koşut altı nefli bir yapı olup üst örtüsünü yalnızca dördü özgün kalabilen 67 ağaç direk taşır. Özgün direklerin üst kesimleri zengin oymalarla bezenmiş, ayrıca siyah ve yeşil renklerle boyanmıştır. 13. yüzyıla tarihlendirilen Ankara’daki Aslanhane Camisi de bu grubun tanınmış örneklerindendir. Yapımın plan şeması, mihrap duvarına dikey beş neften oluşmuştur. Çini mozaik mihrap ve n^in-berle renkli kalem işleri dikkati çeker. Ahşap direkli 13. yüzyıl camileri arasında en büyük ölçülere sahip ve özgün biçimini en fazla koruyarak günümüze gelen yapı Beyşehir’deki Eşrefoğlu Camisi’dir. Mihrap duvarına dikey yedi neften oluşan camide ahşap, düz tavanlı ve toprak damlı üst örtüyü, kubbemsi başlıklı 48 ağaç direk taşır. Mihrap önünde, içi çini mozaikle kaplı küçük bir kubbe, orta nefin orta bölümünde ise avlu kavramını yaşatan bir açıklık vardır. Yazıtına göre camiyi 1299’da Eşref oğlu Süleyman Bey yaptırmıştır.

      Anadolu Selçukluları’nda 13. yüzyıl mescitleri de üzerinde durulmaya değer niteliktedir. Selçuklu mescitlerinin önemli bir bölümü Konya’da toplanmıştır. Çoğu kare ya da dikdörtgen planlı, tek kubbeli olan bu yapıların girişteki hazırlık mekânları, Anadolu’da 14. yüzyıl camilerindeki son cemaat yerlerinin ilk belirtisi kabul edilir. Konya’da 1215 tarihli Taş Mescit, 1219 tarihli Beşarebey Mescidi, 1220 tarihli Erdemşah Mescidi, 1248 tarihli Küçük Karatay Mescidi, 13. yüzyılın ikinci yarısından kaldığı sanılan Sır-çalı Mescit, 13. yüzyılın ikinci ya da üçüncü çeyreğinden anıtsal minaresiy-le Hoca Hasan Mescidi, 13. yüzyılın sonlarından kalma Tahir ile Zühre Mescidi ve Beyhekim Mescidi’, Alanya’da 1230 tarihli Akşebe Sultan Mescidi’, Akşehir’de 1235 tarihli Küçük Ayasofya Mescidi, 1226 tarihli Güdük Minare Mescidi, 1250 tarihli Taş Medrese Mescidi’, Harput’ta 1279 tarihli Arap Baba!Alaca Mescit anılmaya değer niteliktedirler. Dönemlerinin ilginç çinili mihraplarına ve tuğla bezemelerine sahip bu yapılar tarihle birçok konuda bağlantı kurulmasını sağlarlar.

      Medreseler, Anadolu Selçuklu .mimarlığının en önemli türlerinden biridir. Sayılan özellikle 1220’den sonra çoğalan bu yapılarda iki ana tipin gelişmesi izlenir. Kapalı avlulu ya da kubbeli tip denilen birinci türdeki medreselerden, Afyonkarahisar’ın Sincanlı İlçesi yakınlarındaki Boyalıköy Medresesi önde gelir. 1210’dan kalma bu ören yapının iki katlı, oldukça simetrik ve dengeli bir plan şeması vardır. 1224’te Is-parta/Atabey’deki Ertokuş Medresesi ise ortada dört sütuna oturan oval merkez kubbesi, yanlardan revaklan ve bitişiğindeki kümbetiyle değişik bir uygulamadır.

      İki yönlü gelişim gösteren kapalı avlulu ya da kubbeli medreseler içinde orta mekânrn tek bir kubbeyle kapandığı üç önemli yapı; Konya’da Karatay Medresesi (125, İnce Minareli Medrese (1260-126 ve Afyon’un Çay İlçesi’n-deki 1278 tarihli Çay Medresesi’dir. Karatay Medresesi’nde kubbe ve duvarları kaplayan zengin çini mozaik bezemeler, mimarlıkla tam bir denge kurarken, taçkapıdaki renkli taş geçmeler Zengi etkisini çağrıştırır. Selçuklu devlet adamı Sahip Ata’nın ünlü mimar Kölük bin Abdullah’a yaptırdığı İnce Minareli Medrese, anıtsal taçkapısı, günümüze ancak bir bölümü gelebilen çifte şerefeli minaresiyle oldukça etkilidir. Taş Medrese ise aynı dönemin ünlü mimarı Oğul Beg bin Mehmet’in eseridir. Planlan, taş ve çini bezemelerinin gösterdiği zengin görünüşleriyle bu üç yapı, 13. yüzyılda Anadolu’da üretilmiş yapılar içinde özel bir yer alırlar. 13. yüzyıldan kalma, 1272’de gözlemevi olarak yapıldığı öne sürülen Kırşehir’deki Caca Bey Medresesi, iki renkli taştan taçkapısı, çini bezemeli türbe ve minaresiyle kapalı medreselerin bir başka örneğidir. Açık avlulu denilen ikinci tipin ilk örneği ise, dört eyvanlı şemaya bağlı 1205 tarihli Kayseri Çifte Minareli Medrese’öh. Medrese ve şifahane olarak düzenlenen yapmm medrese bölümünü I. Gıyasettin Keyhüsrev, şifahane bölümünü ise kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun yaptırmıştır. Bu medresenin ardından Sivas’ta Sultan İzzettin Keykâvus’un yaptırdığı 1217 tarihli Keykâvus Medresesi ve Şifahanesi gelir. Yalnız dört eyvanlı ve revaklarla çevrili medrese bölümü ayakta kalabilen bu yapı, en büyük Selçuklu medfe-sesidir. Güney eyvanında on köşeli ve piramit çatılı bir türbe vardır. Türbe cephesinde, Marentli Ahmet adlı bir sanatçının eseri olan mozaik çini bezeme ve kasnaktaki tuğla örgü etkileyici görünüme sahiptir.

      1242 tarihli Konya Sır çalı Medrese ile Kayseri’de bir külliyeye bağlı olarak yapılan 1237 tarihli Huant Medresesi 13. yüzyılın öteki açık avlulu medrese örnekleri arasındadır. Tuşlu Mehmet adında bir sanatçının eseri olan Sırçalı Medrese iki katlı, revaklı avlulu ve eyvanlı bir medrese olup adım içindeki ünlü çini mozaik bezemelerinden almıştır. Kayseri’deki Huant Medresesi de benzer bir plan şeması gösterir. 13. yüzyılın ilk yarısından kalma Çorum’ un Alaca İlçesi’ne bağlı Mahmudiye Köyü yakınlarındaki Kalehisar Medresesi, cami-medrese birleşmesinin bir örneği olan 1249 tarihli Kayseri Hacı Kılıç Medresesi ve 1250 tarihli Akşehir’deki Taç Medrese, çeşitli özellikleri olan yapılardır.

      13. yüzyılın ikinci yarısından bir grup medrese, dönemin anıtsal örnekleri olarak dikkati çeker. 1265’ten sonra yapılan iki katlı, firuze renkli çinilerle kaplı Tokat Gökmedrese; 1271 tarihli dört eyvanlı Sivas Gökmedrese; yine Sivas’taki 1271 tarihli Buruciye Medresesi ile yalnız ön yüzüyle anıtsal taçkapısı günümüze ulaşan Çifte Minareli Medrese, Erzurum’da aynı yüzyılın sonlarına doğru yapılan iki katlı, dört eyvanlı Hatuniye Çifte Minareli Medrese’, bazen taçkapıların üzerine çifte bezeme düzeninin egemen olduğu örneklerdir. İçe dönük, avlu çevresinde gelişen medreselerin özellikle ön cepheleri kurallara bağlanmaktadır. Sivas’taki Gökmedrese ve Çifte Minare ile Erzurum’daki Hatuniye/Çifte Minare örneklerinden olduğu gibi ağırlıklı yatay çizgilere, taçkapı üzerindeki bir çifte minareyle dikey çizgiler katılarak sırlı tuğla ve çinilerle bezenmesi bu görünüşü bir kat daha güçlendirir. Anadolu’da Selçuklulardan kalma açık avlulu medrese tipinin öteki önemli örnekleri arasında, Kayseri’deki 1237 tarihli S er ac ettin Medresesi ile 13. yüzyılın birinci yarısına tarihlenen Avgu-nu Medresesi ve 1268 tarihli Sahibiye Medresesini de anmak gerekir. Anadolu Selçuklu mimarlığında mezar anıtları önemli yer tutar. Kümbet ve türbe biçiminde yapılan bu yapılardan cami, medrese ve külliyelere bağlı olanlar yanında tek başına bulunanlar büyük çoğunluğu oluşturur. Selçuklulardan günümüze gelen en erken tarihli mezar anıtı Konya Alaattin Camisi avlusundaki, 12. yüzyıldan kalma II. Kılıç Arslan Kümbetidir. On köşeli, içinde Selçuklu sultanlarının çinili sandukalarının bulunduğu bu yapı, Çuhalı Yusuf bin Abdulgaffar adlı bir mimarın eseridir. Yapının bitişiğinde yer alan yarım kalmış, sekizgen gövdeli ve 1219’da yapılan ikinci kümbet ise Yarım Kümbet adıyla anılır. Kayseri’deki Gevher Nesibe Sultan Türbesi on köşeli ve içinde bulunduğu medreseden taşan, 1206 dolaylarında yapıldığı sanılan ilginç görünümlü bir türbedir. Bir başka örnek de Sivas’ta, Keykâvus Medresesi ve Şifahanesi’n de ki Sultan İzzettin Keykâvus Türbesi’ dir. Şifahanenin güney eyvanında yer alan, çinili bir cepheye ve yapıdan taşan tuğla bir gövdeye sahip olan bu türbe, dönemin özelliklerinin yanı sıra İran etkilerini de yansıtır. 1219’dan kalma yapının bezemelerini, Marentli Ahmet yapmıştır. Anadolu’daki benzersiz bir mezar anıtı da Tercan’daki Mama Hatun Kümbeti’diı. Yapım tarihinin 13. yüzyıl başlan olduğu sanılan kümbetin mimarı Ahlatlı Ebul Nema bin Mufaddal’dır. Dilimli silindir biçimli gövde üzerine dilimli konik bir külah örtülen asıl kümbetin çevresi, daire biçiminde geniş bir duvarla çevrilidir. Kuşatma duvannın iç bölümüne de sivri kemerli 11 derin niş açılmıştır.

      Biçimsel değerleri ve bezeme özellikleriyle önemli Selçuklu mezar anıtları şunlardır: 13. yüzyıldan kalma Afyon/ Sincanlı Boy alıkoy’deki Kureyş Baba Kümbeti, 1223 tarihli İsparta/Atabey’ deki medreseye bitişik Ertokuş Kümbeti; Tokat’ta 1234 tarihli Ali Tusi Türbesi, Kayseri’de 1238 tarihli aynı adı taşıyan külliyenin içinde yer alan Mahperi Huant Hatun Kümbeti, 1247 tarihli Çifte Kümbet; Kırşehir’de ilginç görünümlü ve yapım tarihi kesin bilinmeyen Melik Gazi Kümbeti; Amasya’ da 1266’da yapılmış olan aynı addaki camiye bitişik Gökmedrese Camisi Kümbeti, Kırşehir’de Caca Bey Medresesi içindeki 1272 tarihli Caca Bey Türbesi, biçimine bakılarak 1276’da yapıldığı sanılan Kayseri’deki ünlü Döner Kümbet ve bu kümbetle büyük benzerlik gösteren Erzurum Çifte Mi-nareli/Hatuniye Medresesi ana eyvanının arkasındaki Çifte Minareli Medrese Kümbeti, Amasya’da 1278’den kalma değişik planlamasıyla tanınan Torumtay Türbesi.

      Anadolu’da mezar anıtlarının toplu bulunduğu yerlerden biri de Ahlat’tır. Sayılan zamanla azalan ve ancak son yıllarda yapılan onarımlarla kurtarılmaya çalışılan mezar anıtları içinde 1222 tarihli Şeyh Necmettin Kümbeti, 13. yüzyılın üçüncü çeyreği içinde tarihle-nen Usta Şagirt/Ulu Kümbet, 1275 tarihli Hasan Padişah Kümbeti, Çifte Kümbetler olarak bilinen iki kümbetten 1279 tarihli Hüseyin Timur ve 1281 tarihli Bugatay Aka Kümbeti, 13. yüzyıl örneklerinin bir bölümüdür. Pek çoğu yazıtsız olan Ahlat kümbetleri arasında bu yüzyılda yapılmış olması olası başka örnekler de vardır, (bak. Ahlat). Ayrıca 13. yüzyılda tek eyvandan oluşan değişik bir mezar anıtı türü daha vardır. Seyitgazi’de I. Alaattin Keykubat’ın annesinin olduğu ileri sürülen Ummühan Hatun Türbesi, Afyon’un Ihsaniye İlçesi Osmanköyün’deki Herdena Bahar Baba Türbesi, yine aynı yere bağlı Gazlıgölekviran Köyü’ndeki Saya Baba Türbesi, Akşehir’e bağlı Reis Bucağı’nın Kocaş Köyü yolu üzerindeki Emir Yav taş Türbesi, Afyon un Sincanlı İlçesi’ne bağlı Boyalıköy’ deki Boyalıköy Türbesi, Kastamonu da Aşık Sultan Türbesi, Konya Musalla Mezarlığındaki Gömeç Hatun Türbesi. Bu yapılar altta mumyalık, üstte merdivenlerle çıkılan tek bir eyvandan oluşurlar.

      Türklerin Anadolu’da sürekli kullandıkları bir başka yapı türü de hamamlardır. Birtakım hayır kurumlarına gelir sağlamaları ve çevrelerinde yer alan camiye cemaat çekmeleri nedeniyle hamamlar cami yakınlarında olduğu gibi gelir amacıyla değişik bölgelerde de yapılmışlardır. Toplumun temizlik konusuna verdiği önemden dolayı da sayıları hızla artmış, büyük kentlerden en küçük yerleşme merkezlerine, hatta konaklama yerlerine kadar yayılmıştır. Selçuklu dönemi hamamları içinde çeşitli değişikliklerle günümüze gelebilen önemli örnekler olarak 12. yüzyılın ilk yarısında Kölük Cami ve Medresesi ile birlikte yaptırılan çifte hamam türündeki Kayseri’deki Kölük Hamamı ‘nın bugün ancak bazı bölümleri ayakta kalabilmiştir. Yine Kayresi’de bulunan erken tarihli yapılardan Birlik Kümbet Hamamı 12. yüzyılın sonlan-na tarihlenir. 1205’te Kayseri Çifte Medrese’nin vakfı olarak yapıldığı bilinen çifte hamam türündeki Kayseri Sulan Hamaminın da 13. yüzyıl başlarında yapılmış olması gerekir. 13. yüzyılın ilk yansında Sultan Alattin Keykubat’ın yaptırdığı ileri sürülen ve iç sıvalarında yer yer renkli bezemelere rastlanan Alanya İçkale Hamamı bugün ören durumdadır. 1224-1225 arasında eski bir yapınm üzerine yapılan Alanya yakınlarındaki Alara Kalesi Hamamı da bezemeli ve ören biı yapıdır.

      Kayseri-Sivas yolunda 1232-1236 arasında yapıldığı anlaşılan Sultan Han’ın açık avlulu bölümünün kuzeyinde yer alan Sultan Han Hamamı, mimarlığı dışında içerdiği anlam yönünden de dikkat çekici bir örnektir. Kayseri-Malatya yolundaki 1240 tarihli Karatay Kervan Sarayı’nın da içinde Karatay Kervansarayı Hamamı denilen özel bir bölüm vardır. Yapının içinde bulunmamakla birlikte yolcuların ve çevrede yaşayanların temizlik gereksinimlerini karşılamak amacıyla ortaya çıkmış hamamlardan biri de Ağzıkara Han Köyü Hamamı’dır. Kervansaray ile birlikte 1240 dolaylarında yapılmış olması gereken hamam bütünüyle ören durumdadır. 13. yüzyıla ilişkin en önemli çifte hamam örnekleri olarak Kayseri Huant Külliyesi içinde yer alan 1235-1238 tarihli Huant/Mahperi Sultan Hamam ile yine ünlü bir yapı grubunun tamamlayıcısı olan Konya Sahip Ata/ Sultan Hamamim belirtmek gerekir. Tokat’ta, bağlı olduğu külliyeye gelir sağlamak amacıyla yapılan 1275 tarihli Pervane Hamamı da, kadın-erkek bölümü ayrılmış bir çifte hamam örneğidir. Kastamonu’da son yıllardaki kazılarla ortaya çıkarılan, büyük olasılıkla 1260’tan kalma Cemalettin Frenk-şah Hamamı ile 13. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılan ve bugün de çalışmakta olan Vakıf Hamamı, Selçuklu hamamlarının en tanınmışlarıdır. Selçukluların hamam mimarlığına uygun olarak düzenledikleri kaplıcalardan iki önemli örnek, yazılarıyla birlikte günümüze gelmiştir. Bunlar arasında Alaattin Keykubat döneminden kalma Kütahya’nın Yoncalı Köyü’nde Gülmüş/ Gülümsen Hanım’ın 1233’te yaptırdığı Yoncalı Kaplıcası ile Ilgın yakınlarında ünlü Selçuklu mimarı Kaluyan’ın eseri olan 1267 tarihli Ilgın Kaplıcası sayılabilir. Anadolu’nun ortaçağdaki en ilginç yapı türlerinden biri de kervansaraylardır.

      Doğu ile batı dünyasını bağlayan bu topraklarda, yollar güvenlik altında bulunduğu sürece ticaret yaşamında canlılığın artacağı düşüncesiyle, kervansaray yapımına hız verilmiştir. Selçuklu sultanlarının da yapımına katıldığı, çağı içinde en anıtsal yapılar olarak ortaya çıkan kervansaraylar, Anadolu’nun önemli yollarında belirli aralıklarla yapılmış, yolcuların barınak, sığınak gibi gereksinimlerini karşılayan eserlerdi. Ticaret eşyası taşıyan kervanların ve bu kervanlarla bir kentten ötekine giden yolcuların konaklamaları ve geceyi güvenlik içinde geçirmeleri için doğudan batıya, kuzeyden güneye giden büyük ticaret yolları üzerinde kurulmuş olan Selçuklu kervansaraylarının aralarındaki uzaklık, deve yürüyüşü esas alınarak günde 9 saat, yaklaşık 40 km olarak saptanmıştır. Vakıf kayıtlarından anlaşıldığına göre hanlarda kalacaklara uygulanacak yöntemler ve bu işleri yürütenlerin çalışmaları kurallara bağlanmıştı. Yollar güvenlik altında tutulduğu sürece ekonomik açıdan katkıları olan hanlar, ıssız Anadolu yollarında kaleyi andıran görünümleri, taş işçiliğinin zengin örneklerini veren bezemeleri, hamam ve mescit gibi değişik gereksinmeleri karşılayan bölümleri kadar, etkileyici konumlarıyla da değişik amaçlı yapılar içinde başlı başına bir yer tutarlar. Selçuklu kervansarayları plan şeması açısından üç tipe ayrılırlar: Yazlık adı verilen avlulu tip; kışlık adı verilen kapalı tip;ilk ikisinin birleşmesinden oluşan avlulu ve kapalı tip. Her türlü yol bakımı ve hizmetinin vakıf olarak bir süre için ücretsiz yapıldığı bu eserlerden dokuzu Selçuklu hükümdarlarının yaptırdığı Sultan Hanları’dır. Aksaray-Kayseri yolunda II. Kılıç Arslan’ın son yıllarında, 1192’de tamamlandığı sanılan Alay Han\ Konya-Aksaray yolunda 1229’da I. Alaattin Keykubat’ın Şamlı Muhammet îbn Havlan adlı bir mimara yaptırdığı Sultan Han, değişik bir plan anlayışıyla ortaya çıkan Antalya-Isparta yolunda, 1214-1218 arasında I. İzzettin Keykâ-vus’un yaptırdığı Evdir Han; Kayseri-Sivas yolu üzerinde Palas Köyü Sultan Hanı; değişik bir plana sahip Alanya yolunda 1232 tarihli Alara Han; Kayseri-Malatya yolunda I. Alaattin Keykubat döneminde başlanan ve Gıyasettin Keyhüsrev döneminde tamamlanan Karatay Han; uzun bir beşik tonozlu mekânda oluşan Antalya Alanya yolunda 1236-1246 arasında Gıyasettin Keyhüsrev döneminde yapılan Şarapsa Hanı II. İzzettin Keykâvus döneminde 1246-1249 arasında yapılan Konya-Akşehir yolunda Horozlu Han, 1249’da Fahrettin Sahip Ata’nın Akşehir-Çay yolunda yaptırdığı İshak Han; 1278-1279’da Ebül Mücahit bin Yakup’un yaptırdığı Akşehir-Afyon yolundaki Çay Han, yüzü aşkın öteki kervansaray örneklerinin bir bölümüdür.

      Selçuklular döneminde Anadolu’da örneklerine rastlanan bir grup yapı da köşkler ve saraylardır. Anadolu dışı dönemin boyutlarına ulaşmasalar da, Selçuklu dönemi Anadolu köşk ve sarayları, belli bir şemayı kullanma açısından benzer nitelikler gösterirler. Büyük olasılıkla konut mimarlığından alınan dört eyvanlı şemanın birtakım değişikliklerle uygulandığı bu köşk ve sarayların çoğu, zamanla yıkıldıklarından ve ortadan kalktıkları için ancak kazılar ve çeşitli araştırmalarla ortaya çıkarılır. Ancak söz konusu köşkler ve saraylar yalın görünüşlü mimarlıklarının ardındaki çini, alçı, duvar resmi ve mozaik gibi bezeme öğeleriyle de önem taşırlar.

      Anadolu Selçuklu dönemi saray ve köşklerinden verilecek örneklerin başında Konya İçkale surlarının bir kulesinin değerlendirilmesiyle biçimlenen 1159-1192 arasında yapılmış olan II. Kılıç Arslan Köşkü gelir. Alaattin Keykubat’ın yaptırdığı saraylar arasında en önemli örneklerden birisi olan Kubadabad Sarayı ise 1949’da bulundu ve düzenli kazı çalışmalarına ancak 1965’te başlanabildi. Beyşehir Gölü kıyısında birçok yapıdan oluşan bu saray, çok zengin figürlü çinileri ve alçı işçiliğiyle dikkati çeker. Yine Alaattin Keykubat’ın yaptırdığı bir başka saray da Kayseri yakınlarındaki 1224-1226 tarihli Keykubadiye Sarayidır. Anadolu Selçuklu dönemine ilişkin örnekler arasında Kayseri yakınındaki Erki-let tümülüsü üzerinde yer alan 1241 tarihli Hızır İlyas Köşkü ile yine Kayseri yakınındaki Argıncık Köyü’nde bulunan ve 1252’de yapıldığı sanılan Haydar Bey Köşkü nü de bunlara eklemek gerekir.

      İsim:  erzurum-cifte-minare.jpg
Görüntüleme: 18
Büyüklük:  33.3 KB (Kilobyte)

      İsim:  sivas-guduk-minare.jpg
Görüntüleme: 19
Büyüklük:  21.4 KB (Kilobyte)

      kaynak: nkfu
      Konu CITIZEN tarafından (23.09.2016 Saat 20:00 ) değiştirilmiştir.


    2. #2
      Rockefeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

      Kayıtlı Üye
      Durum
      Çevrimdışı
      Ruh Hali
      ----
      Nerden
      Rockefeller Center
      Üyelik tarihi
      20.03.2015
      Mesajlar
      16
      Takımı

      Standart

      Selçuklu'yu Osmanlı'dan daha çok benimsiyorum. Gerek mimar gerek sanat eserlerinde gönlüm hep Selçuklulardan yana olmuşumdur.
      CITIZEN Bunu beğendi.
      Konu Rockefeller tarafından (24.09.2016 Saat 01:00 ) değiştirilmiştir.

    Konu Bilgileri

    Users Browsing this Thread

    Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

    Yetkileriniz

    • Konu Acma Yetkiniz Yok
    • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
    • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
    • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
    •  

    Giriş